Categories
Uncategorised

Yazmak

Merhaba, ben yazarım. Şimdi bir şeyler yazmak istiyorum. Düşüncelerimi buraya, gördüğünüz renklerde, hikayeyi yazmamla paralel bir şekilde yazacağım. Gerçek hikaye ise koyu renkte olacak.

Soyleyecek bir seyin yoksa en azindan bir sorun olsun.

Insanlar nasil birbiriyle gecinebiliyor? Uygarlasabilmek ne kadar buyuk bir yetenek kimse bunun farkinda mi? Biz en alti bin senedir uygariz. 8 milyar insan, asagi yukari birbirlerine katlanabiliyor artik. Cogu kucuk azinlik sadece 1-2 baska kucuk azinlikla gecinemiyor. Uygarlik boyle bir sey iste. Efsane uygariz.

Lakin, milyarlarca bakteri de kalin bagirsagimda birbirleriyle geciniyor, ustune bir de benimle geciniyor. Demek ki onlar da uygar.

Peki uygarlik ne? Soyleme, goster. Herkes uygarligi gorunce taniyabiliyor, ama herkes farkli bir sekilde onunu uygarlik oldugu sonucuna variyor. Bazen de, varmiyor.

Ancak kisi kendisi uygarlik kavraminin kendisine varip varmadigina karar verebilir. O kisiyi egitmek, kisiyi bu karari kendisi alana kadar dusunsel olarak gelistirmekten ibarettir. Zaten, aklin yolu bir. Dogru sorulari sorabilen insanlar benzer sonuclara varir. Ayni olmak zorunda degil, ama en azindan beraber yasabilecek sonuclara.

Belki de bunun hakkinda yazmaliyim. Kafamdan gecen seyleri dunyaya kusmaya o kadar alistim ki, acikcasi bir hafta sonra donup o fikre baktigimda aaa ne kadar bok gibiymis diyecegim.

Ama bunu diyebilmemin sebebi, birey olarak degismis olmam. Insan, ayni kalmak istedigi muddetce hep ayni kalir. Kaya da ayni kalir, tas da, gunes de, bir karadelik de ayni kalir. Ayni kalmak mazeret degil ki? Ayni kalmak sadece entropiye yenik dusup gec curumeyi ummak. Halbuki yasam degil. Yasam ayni kalmak degil, surekli degismek. Ayni kalanlarin elene elene, sadece ayni kalmayanlarin hayatta kalabildigi o ilk kimyasal tepkime cok, cok basit bir sey. Yasam ayni kalmayan surekliliktir. Ayni kalan insanlari anlamiyorum. Ayni kalmak olmek, intihar etmek. Sen yasamsin, oturdun bunu mu dusunebildin anca. Dusunme daha iyi yasarsin. Yeter ki degis.

Yasam cok ilginc. Degisim oldukca ayakta, tek derdi de sureklilik. Iyisi, kotusu, kanunu falan yok. Bir canlinin en buyuk sorumlulugu ve hakki yasamak. Ama, benim hucrelerim benim yasamim icin surekli oluyor. Hayir, benim icin olmuyorlar. Zaten onlarin yasam dongusu bu, hatta beni olusturan milyarlarca diger hucreyi de, yasamak icin kullaniyorlar. Hmm, ne kadar da uygar. Ama hastalanmasi da ne kadar kolay. Disaridan minik bir virus gonderiyorsun, ak yuvarlar cigerlere savas aciyor. Ama oranli bir sekilde baktigimizda, insan vucudu bence insanliktan daha uygar.

Farkli kisilikte karakterler yaratabilmem icin, once hayati anlamaliyim. Obur turlu sadece bir suru kendimi yazarim. Kendi hayallerimin pesinde kosanlar, kendim gibi dusunen ama farkli yanlarimi temsil eden karakterler. Kendi etigimle orulmus bir hikaye. Tamamen kafamin icinde, gerceklikten duyularim kadar uzak ve bu mesafe cok fazla. Ben o hayatin bir parcasi haline gelmezsem, duyularim tek baslarina yeterli olamaz. Istedigin kadar gozun olsun, teleskopun yoksa ne kadar gorebilirsin? Teleskopu onume ne koydu? Uygarlik mi? Yasam.

Tek boyutlu olma. Aklindaki her ‘an’ en az o ani olusturan noron sayisi kadar boyutlu. Eger anlatilan boyutlari sayabiliyorsan, masal anlatiyorsun. Sen gercegi yazmalisin, kurgu olmasi onemli degil.

Kafanda olmayan hicbir sey sadece seninle ilgili degil. Kafanda olmayan ama senle ilgili olan cogu sey de, baya seyin yaninda cok cok kucuk bir sekilde ilgili zaten. Bunun tek farki yaratiklarimiz. Sanat, bilim, matematik, ev, aile, bebek, goz yasi, gulumseme, osuruk, sumuk, sac. O zaman ilgili olmanin yolu yaratmak. Insanlarda ne kadar ani yaratiyorsaniz, o kadar ilgilisinizdir.

Turkece en sevdigim iki kelime: var ve an. Yemisim TDK’yi, an ne demek size soyluyorum. An bir insanin beyninde olusan takip edilebilir bir noron uyarimi olayidir. Anladin mi? Benim kafamdaki fikirler, noronlardan ibaret. Insanlarin da kendi noronlarini benim noronlarim gibi calismaya egitebilmek ikna edici olmak demek. Bunun da olculebilir tek yolu, istenilen sonuclara ulasilip ulasilamadigina karar vermek.

Ama hicbiri benim noronlarimla birebir ayni duzene ve dengeye sahip olamayacak ki? Peki nasil anliyoruz birinin bizi anladigini? Farkina vararak.

Varmak, an gibi degil, neyi ifade ettigiyle degil de, neyi ifade etmedigiyle aslinda anlatilabilecek bir kavram.

Kendi lugatimi olusturmak, yazarlik icin onemli ama bunu insanlara en yakin kelimeleri secerek yapmaliyim.

Varmak yerine zortmak deseydim kimse kendi varmalariyla benim varmalarim arasindaki farka varamazdi, ikisini farkli seyler zannederdi belki de.

Varmak, zannetmek degildir.

Varmak, olmak degildir.

Varmak, anlamak da degildir.

Varmak, karsilikli etkilesim alanina girmek.

Biz aya vardik gecen yuzyil. Marsa varmaya calisiyoruz.

Varmak, gitmek de degildir. Ben gittim, baska ulkede yasiyorum.

Ama arkadaslarim hala bana variyor.

Varamayanlarla da baglarim kopuyor.

Varmak, karsilikli etkilesim alanina girmislik.

Simdilik ne olduguyla yeterli kadar ortusen bir tanim buldum. Ama varmak, kalmak demek degil. Birinin varmaya devam etmesi lazim. Varmak surekli bir eylem.

Varmak, surekli karsilikli etkilesim icindelik.

Farkina varmak, iki an arasindaki farki baska bir ana kaydederek, kisinin o anla surekli karsilikli etkilesim icinde olmasi.

Farkina varmak, bilmek degil.

Sicagin yaktigini bilen biri, sicak olabilecek bir yere elini koyma gafletinde bulunabilir, cunku o anda sicakligin farkina varmamisti.

‘Hangi Sicaklik?’, kavram olan. (Kendime not: Kavram’i tanimla)

Farkina vardiran bir sey yoktu muhtemelen, bi tetikleyici, mesela kirmizi, mesela gunes ya da baska bir sey. Peki bu kimin hatasi?

Insan her seyi anlasa bile, her an her seyin farkina varamaz. Beynimiz, bilmekde iyi, ama odaklanmakta kotu. Aynanda varabildigi dusunce sayisi cok kisitli. Ogrendin bunlari Efe, kendine tekrar bilimsel olarak kanitlamaya ihtiyacin yok. Digerlerini dusunme, bu senin yaratimin. Kaynak koyasin gelirse google’a yazarsin.

Adamsin.

Her anin en az bir tetikleyicisi var. Bu tetikleyici ortadan kalktigi zaman, o anin devamindan sozedebilir miyiz? Ayzaymerli insalara bakin. O anlarin ulasilamaz oldugu, tetikcilerinin yok olmaya basladigi o hastalik, bir insanin kavramlari nasil kafasinda iliskilendirdigini fark edebiliyorsun. O an aginin sadece bir kismi acikken, cok sacma salak davraniyor insanlar. Peki, o insanlar artik bizim tandigimiz insanlar mi?

Surekliligini yitirmis bir sey ne kadar canli ise, o insanlar da o kadar ayni. Belki de en zor ders bu.

Peki ben kimim? Ben bir insan miyim? Hayir, ben bir insan sinirsel sisteminin vardigi kavramlar butunuyum. Surekliligimi surdurebilmem icin degisip cevreme ayak uydurmam lazim. Bunu da, bana varan vucudumla, cok da guzel yapiyorum. Bunun farkina vardigimdan beri kilo vermek, sigarayi birakmak, alkolu birakmak vesaire zor olmadi. Ot iyi geliyor, sakinlestiriyor. Dengemi bulmami sagladi. Lakin umarim artik sosyallesme ihtiyacimi sosyallesme ile dengelerim. Otu da ara vere vere iciyorum. Kavramlar butunumu yeserten ve gelistiren bir sey ot. Yasamaya, adapte olmaya olanak saglayan bir sey.

Baska yere vardim, buraya varmadan yanimda guzel seyler getirdim.

Kendine varana kadar herkes ergen. Ben cok erken vardim, ama vardigimin farkina varmam zaman aldi. 26 sene, bir suru deneyim, seyahat, insan ve terapi gerekti. Donup bakinca, cogu insanin bir seylerin farkina varabildigini, ama farkindaliklarinin farkina varamadiklarini goruyorum. Celisen dusunceler ve gerceklikler ayni beyinde bulunabiliyor. Istedigi zaman sadece istediginin farkina variyor. Hic geriye donup anlari temizlemek, celisen anlari ayiklayip atmak yok.

Hele bir de hoslarina gitmeyen anlar yaratip, bu anlara dokunmaktansa sadece tetikleyicilerini baskilamaya calisan acizler var.

Kitabin adi:

Bir Beyinin Guncesi

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *